Mevlana'nın 17 Aralık 1273'de ölümünden sonra yaptırılan ve bugün Müze olan türbesi, tarih, kültür ve inanç açısından büyük bir hazineyi barındırıyor.
27 Temmuz 2007 Cuma
Konya Müze Müdürlüğü ile çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, bugün müze olan Mevlana Dergahı'nın yeri, Selçuklu Sarayı'nın gül bahçesi olarak kullanılırken Sultan Alaeddin Keykubad tarafından Mevlana'nın babasına hediye edildi. Babası Bahaeddin Veled, vefat ettiği 12 Ocak 1231'de buraya defnedilirken, sevenleri Mevlana'ya babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini belirttiler, ancak Mevlana, ''gök kubbeden daha iyi türbe mi olur?'' diyerek bu istekleri geri çevirdi. Mevlana, 17 Aralık 1273'te vefat edince oğlu Sultan Veled, türbe yapılması yönündeki ısrarlı istekleri kabul etti ve 130 bin Selçuklu dirhemi karşılığında yeşil kubbe yaptırıldı. Mevlevi dergahı ve türbe, 1926 yılında ''Konya Asar-ı Atika Müzesi'' adı altında hizmete açıldı, 1954 yılında yeniden düzenlemesi yapılıp adı ''Mevlana Müzesi'' olarak değiştirildi. Müzenin avlusuna ''Dervişan Kapısı''ndan giriliyor ve avlunun kuzey ile batı yönü boyunca derviş hücreleri yer alıyor. Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi'nden sonra, Üçler Mezarlığı'na açılan Hamuşan Kapısı ile son buluyor.
Müzenin avlusunda Yavuz Sultan Selim'in 1512 yılında yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile ''Şeb-i Arus'' havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adı verilen çeşme yer alıyor. Yine avludaki Şeb-i Arus havuzuna para atılarak ve aslan ağızlı çeşmesinden akan sudan içilerek bazı dileklerin yerine geleceğine inanılıyor. Müzeye ilk girişte Tilavet Odası'ndan geçiliyor. Bu bölümde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarizade gibi devirlerinin meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud'un kendi yazdığı altın kabartma bir levha da yer alıyor.
GÜMÜŞ KAPIDAN SONRASI BÜYÜLÜYOR
Tilavet Odası'ndan sonra Türbe Salonu'na Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa'nın 1599 yılında yaptırdığı işlemeli gümüş kapıdan giriliyor. Müzeye gelen turistleri büyüleyen, farklı duygular yaşatan bu salonu doğuda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlana ve babası Bahaeddin Veled'in soyundan gelen, 10'u kadına ait olmak üzere 55 mezar ile Hüsameddin Çelebi, Selahaddin Zerkubi ve Şeyh Kerimüddin gibi Mevlevilikte makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunuyor. Hanımlara ait mezarların üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmaması dikkat çekiyor. Duvarlarda hat yazılarının bulunduğu Türbe Salonu'na girdikten hemen sonra sol tarafta yer alan iki levha, adeta Mevlana'nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklıyor. Türkçe olan 1. levhada ''Ya olduğun gibi görün Ya göründüğün gibi ol'' yazısı yer alıyor. Mevlana'nın Farsça bir rubaisi olan ikinci levhada ise (Türkçe çevirisi olarak) ''Gel, Gel, ne olursan ol, gel! İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!'' yazıyor. Türbe Salonu'nda ilerleyenler Nisan Tası ile Mevlana, babası Bahaddin Veled ve oğlu Sultan Veled'in sandukaları ile karşılaşıyor. Salona girişte Mevlana'nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklayan 2 levhanın bulunduğu bölümdeki Nisan Tası, turistlerin özellikle önünde hatıra fotoğrafı çektirdiği tarihi eserlerin başında geliyor. 43 kilogram ağırlığındaki gümüş, bronz ve altın karışımından yapılmış Nisan Tası'nın 1396 yılında yapıldığı biliniyor. Her santiminde av ve hayvan figürlerinin bulunduğu Nisan Tası, tamamen bir el işçiliği ürünü. Nisan ayında yağan yağmurların toplanıp küçük miktarlarda halka dağıtıldığı Nisan Tası'ndaki su bazen, kurak yıllarda yağış getirmesi dileğiyle kurak toprağa serpilmiş.
Turistler biraz daha ilerledikten sonra yeşil kubbenin tam altında Mevlana'nın ve oğlu Sultan Veled'in sandukalarıyla karşılaşıyor.
Mevlana'nın gökmavisi mermerden sandukasını 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı biliniyor. Bu sandukanın üzerinde yer alan altın ve ipek işlemeli Sultan 2. Abdülhamit tarafından 1894 yılında yaptırılan puşide(örtü) de göz kamaştıran çekiciliğiyle ziyaretçilerin dikkatini çekiyor.
Üzerinde hat süslemeleri, Ayetel Kursi, peygamber isimleri, fatiha suresi yazılı örtünün hemen altında kalın ceylan derisi bulunuyor. Turistler bu örtüyü, sandukanın özel bölüm içinde bulunması nedeniyle zorunlu olarak uzaktan izliyor.
Mevlana'nın sandukasının hemen yanında Mevlana'nın babası Bahaeddin Veled'in mezarı üzerinde bulunan sanduka yer alıyor. Bazı kişilerin ''oğlu gelince babası ayağa kalkmış'' dedikleri ahşap sandukanın ilk olarak 1274 yılında Mevlana için yaptırıldığı, daha sonra Mevlana için bir sanduka yapıldıktan sonra bunun Bahaeddin Veled'in mezarının üzerine alındığı belirtiliyor.
Yetkililer, Bahaddin Veled'in sandukasının Selçuklu tarzı yapıldığını bunun için büyük olduğunu, büyüklüğü nedeniyle bazı kişilerin 'Bahaddin Veled, oğlu Mevlana gelince ayağa kalktı' yolunda görüş ortaya attığını söyledi.
Veled'in sandukasının uzunluğunun 2.91, eninin 1.15, baş tarafı yüksekliğinin 2.65 ve ayak tarafı yüksekliğinin ise 2.13 metre olduğunu vurgulayan yetkililer, sanduka üzerinde ölümle alakalı ayeti kerimeler, Divanı Kebir'den gazel ve beyitlerin yer aldığını, özel bir işçilikle yapıldığını bildirdi.
-SABIR TAŞI...-
Müzenin tavanında asılı duran bir büyük, bir küçük sabır taşı müzeyi ziyaret edenlerin ilgisini çekse de bunların ne olduğu hakkında fikir sahibi olanlar oldukça az... Büyük bir sabırla mermerden oyularak yapılan ve herhangi bir yerinde ekleme bulunmayan bu sabır taşlarını, bir kişinin çocuk yaşta yapmaya başladığı ve ancak torununun bitirebildiği rivayet ediliyor.
Büyük emek verilerek yapılan sabır taşlarının yıllar önce öğrenciler görüp motive olsun diye medreselerin girişine asıldığı söyleniyor. Şimdilerde bu taşı yapan bulunmuyor.
Mevlana'nın sandukasının yakınında bulunan dev şamdan ziyaretçilerin gözünden kaçmıyor. 1571 yılında Kıbrıs'ın fethinden sonra Lala Mustafa Paşa tarafından müzeye hediye edilen dev şamdanın 16. yüzyılda yapıldığı biliniyor.
16 kollu, yüksekliği 126 santimetre, ağırlığı 73 kilogram, çapı 72 santimetre olan şamdan 4 parçadan oluşuyor. 8 büyük ve 8 küçük kolu bulunan şamdanın 16 kolunda da ejder ve lale motifleri göze çarpıyor. Gümüş ve bronz karışımından yapılmış şamdan üzerinde insan ruhunu temsil eden kuş motifleri, ayrıca ebedi uykuyu temsil eden kozalaklar bulunuyor.
Müzede, Selçuklu ve Osmanlı dönemi Mevlevilerden kalma kişisel eşyalar, el yazması kitaplar ve 999'luk zikir tespihleri ve Mevlevi tarikatında kullanılan müzik aletlerinin yanı sıra Hz. Osman döneminde yazıldığı tahmin edilen 9 Kur'an-ı Kerim sayfasını da görmek mümkün.
Anne tarafından Osmanlı halifesi, baba tarafından ise Hindistan şahının torunu olan Bereket Han tarafından müzeye bağışlanan Kur'an-ı Kerim sayfalarının Kufi yazısıyla ceylan derisi üzerine yazılmış.
Bu eserin yer aldığı bölümdeki diğer el yazma eserlerin önemli bölümü mum isiyle yazıldığı için kendi kendilerini koruyor. Mum isiyle yazılan yazılar güve gelmediği için uzun süre kalıcı olabiliyor.
-DEVE KUŞU YUMURTASI VE YUMURTA AKI...-
Camekan içinde sergilenen halı ve kilimler de özellikleriyle dikkat çekiyor. Paha biçilemeyen halı ve kilimler arasında santimetresinde 144, tamamında 3 milyon düğümün bulunduğu kilim dikkati çekiyor.
Ayrıca, soyut resimleriyle ünlü Pablo Piccasso'dan yıllar önce yapılmış soyut figürlerin kullanıldığı seccadeler müzede ilgi gören eserler arasında bulunuyor.
Müzede göze çarpan deve kuşu yumurtaları birçok turiste süsleme gibi görünse de aslında farklı bir görev üstleniyorlar. Bazıları hat sanatıyla süslenen devekuşu yumurtaları müzeye örümcek girmesini önlüyor.
Binanın yapımı sırasında harcına karıştırılan yumurta akı da duvarları çivi bile çakılmayacak kadar sağlamlaştırırken, karıncaların girmesine engel oluyor.
Ziyaretçiler müzeyi gezdikten sonra bahçe içinde diğer bölümleri ziyaret ederek Mevlevilik hakkında bilgi sahibi olabiliyor.
Müzenin avlusuna dışardan girildiğinde, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre dikkati çekiyor. Padişah III. Murat tarafından 1584 yılında dervişlerin ikameti için yaptırılan bu hücrelerin giriş kapısının sağında kalan dört hücre, halen gişe ve idare binası olarak kullanılıyor.
Girişin solunda kalan 13 hücrenin baştan iki tanesi postnişin ve mesnevihan hücresi olarak orijinal eşyaları ile teşhir ediliyor. Diğer 9 hücre ara duvarları kaldırılarak birbirine bağlı iki büyük koridor haline getirilerek, değerlendiriliyor.
Bu hücrelerin koridora açılan pencere ve kapı boşluklarına yapılan vitrinlerde ise Mevlevi etnografyasına ait pazarcı maşası, mütteka, nefir gibi dergahtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki eşyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece değerli Bursa kumaşları sergileniyor.
Bu eşyalardan bazıları mevlevilik felsefesi hakkında önemli bilgiler veriyor. Kibir ve gururlarını yenmek için dilenmeye mecbur edilen dervişlerin kendilerine verilen her çeşit kuru yiyeceği koydukları kap olan keşküli fukara (çanak) bu eşyadan sadece birisi. Bu kap, Hint adalarında yetişen bir çeşit Hindistan cevizi kabuğundan yapılıyor.
Mütteka ise bir çeşit ucu kavisli demir çubuk... Mevlevilikte, dervişlerin çile çekme süreleri 1001 gün olarak biliniyor. Çile süresi içinde yer alan arbain denilen 40 günde dervişlerin az yemek yemeleri, az su içmeleri ve az uyumaları gerekiyor. Dervişler 40 gün uzanıp yatmıyor. Bunun yerine mütteka adı verilen çubuğun sivri ucunu yere koyup yukarı kısmındaki kavisli yerine çenesini dayayarak kısa süre uyuyup uykusuzluklarını gideriyor.
-MATBAH BÖLÜMÜ...-
Matbah (mutfak) bölümü, müzenin avlusunun sağında bulunuyor. 1584 yılında Sultan III. Murat tarafından yaptırılan bu bölümün teşhir ve tanzimi 1990 yılındaki düzenlemeden sonra mankenler ile yeniden yapıldı.
Bu bölümde, matbahın asıl işlevi olan yemek pişirme ve somat denilen sofrada yemek yeme adabı mankenlerle anlatılmaya çalışılıyor.
Yerli ve yabancı turistler, fotoğraf çekerken Mevlana'nın sandukasından sonra en fazla bölüme ilgi gösteriyor.
-2007 MEVLANA YILI YOĞUNLUĞU...-
Özellikle UNESCO'nun 2007'yi Mevlana Yılı ilan etmesiyle yerli ve yabancı turist akınına uğrayan Mevlana Müzesi, bugüne kadar milyonlarca ziyaretçiyi ağırladı. UNESCO, Mevleviliği korunması gereken dünya kültür mirasları arasına almıştı.
Ulu Önder Atatürk'ün Konya ziyaretlerinde uğramadan gitmediği Mevlana Müzesi, 1927 yılında ziyarete ilk açıldığından bu yana 80 yılda yaklaşık 47 milyon kişi tarafından ziyaret edildi.
İlk açıldığında 25 bin 710 yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Mevlana Müzesi, son birkaç yıldır ulaştığı 1.5 milyon turist sayısıyla kendi rekorunu kırdı.
İnanç turizminin merkezi konumunda olan müze, Türkiye'de en fazla ziyaret edilen müzelerin başında gelirken, içindeki barındırdığı gizemiyle bundan sonra da milyonlarca kişinin akınına uğrayacak.